• 04 Mayıs 2017, Perşembe 17:20
MelisÖZER

Melis ÖZER

Dağlar Başın Karli Midur?

Marsis dağı yine başun kar midur?

Yaylalarda çimenlarun var midur?

 

Dolanmış dilime bir türkü kendimle kaldığım her an söylüyorum. Nedir bu Karadeniz insanın sırrı da böylesine dertli türküler besteler. Yeşilin tonu başlarını yeterince döndürmez mi de sevdaluk çekerler.

Çay ile baş edemeyen kar taneleri tepeleri eritir mi sanki! Yaylalarında yeşili solar mı ki? Karadeniz de çayı her şeyle ilişkilendirmek mümkündür elbette. Taşından toprağından tutunda, tarlalarda sepet sallayan teyzelere, bin bir zorluk içerisinde onları satmaya çalışan emekçi amcalara kadar her kesime değinebilirsiniz. Temel geçim kaynağı tabi herkeste bir iz taşır. Yeşilinden siyahına…

Derdi de tasası da bitmez. Herkeste bir iz taşır ancak bende ki yeri daha bir başkadır.

Kendimi çayın çilesini çeken insanların yerine koyamam elbette. Dışarıdan görüldüğü gibi değil ki! Kim bilir o tarlalarda çalışan teyzeler yüzündeki kırışıklıklarda ne kederler biriktirmiştir. Çayı toplarken dağlarda yankılanan kahkaha sesinden mi yoksa evladına vereceği paranın hesabını yaparken kederlendiğinde mi kaldı o izler. Peki bunca emeğin karşılığında pazarlık yapıp üç kuruş daha fazla kazanmaya çalışan amcalar… Tüm bunların peşi sıra çay sayesinde okumuş gençler… Dokunsan her birinde ayrı bir hikaye gizlidir. Mümkün müdür ki düşününce bile insanın hafızasını zorlayan durumlarda kendimi onların yerine koymak. Çayın emekçileriyle yaşayamam ancak onları görebilirim... Bakmak için değil görebilmek için hissederim. Belki de çok yorulduğunu ifade eden nemli gözlerden birçok anlam çıkarabilirim...

Her şeyin başı iyi bir yaşam için çalışmak olsa da geriye atamayacağımız, hayatımızda birçok şeyi sıradanlaştırmışken görmezden gelemeyeceğimiz bazı insani duygularımız var. Bugün o eşsiz çayın tadına doyarken hangimiz nasıl o aşamaya geldiğini düşünüyoruz ki. Ya da hangimiz o sepetlerin ağırlığından belinde fıtık oluşan emekçileri anıyoruz. Her şey bir yana bu insanların neler hissettiğini hangimiz merak ediyoruz. Arka plan dediğimiz olay var ya hani. Zorlamadıkça ya da dara düşmedikçe hatırlamadığımız ama var olduğunu bildiğimiz arka plan. Çayın emekçileri de ne yazık ki çoğu zaman arka planda kalıyor.

Çayları bire, beşe satın alıp da raflarda göz boyayan ambalajlarda satmak mıdır marifet? Yoksa bir kez olsun nasırlı ellerinde çay taşıyanlara derdini sormak mıdır bizi marka yapan.

Her işimizde görsellik, abartılı sloganlar altında gerçeği yansıtmayan yanılsamaları sunuyoruz.

Duygu nerede kaldı? Peki ya sevgi? Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki tahammülsüzlüklerin peşine takılıp işi bitirmenin derdine düşüyoruz. Hayat şartları der geçeriz bu işlere de…

Kemençesinden tulumuna neredeyse bütün çalgılarında bile çayın tadı var. Hala daha çözüme kavuşmamış birde gerçek vardır ki o yamaçlı çay tarlalarında hangi duygular yeşerir. Belki hiç kimse o anları yaşayamadan anlayamaz ancak orada, o yamaçlarda sevgi de var dostlukta…

Marsis yine devam etsin sevdaluk çekmeye, ne yeşili solar bahçelerin, ne de mavisi…

 

Gidelum sevduğum abu yolina

Karişalum taşina toprağuna   


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık