''Levent Ertürk'ün Kaleminden'' HİMALAYA DAĞLARINDA ÇAY VE YAŞAM

Eğer Himalayalar'da yaşayacaksanız, üç şeye dikkat edin: 1. Risk almaktan korkmayın. 2. Çevrenizdeki her şeye dikkatle bakın, yanlış bir adımınız sizi uçurumun derinliklerine gönderebilir. 3. Size ikram edilen çayı asla geri çevirmeyin !

''Levent Ertürk'ün Kaleminden'' HİMALAYA DAĞLARINDA ÇAY VE YAŞAM
  • 09 Temmuz 2014, Çarşamba 12:25

Dünya'mızın zirvesi olan Himalayalar, geçit vermeyen sarp tepeleri, insanın ciğerlerini yakan atmosferi ile dünyamızda bozulmadan kalabilen az sayıdaki otantik         bölgelerden biridir. Ömrünü, en doğal  durumdaki çay üretim ve tüketim biçimlerini araştırmakla geçirmiş olan maceracı ve gezgin bir insan olan Jeff Fuchs, Himalayalar'ın yüksek zirvelerinde çay keyfini web sitesinde okurları ile paylaşmış. "Tarihi atlı çay yolu" üzerine bir kitabı da olan Jeff Huns, senelerce Çin'in Kuzeybatı Yunnan eyaletine bağlı Shangrila bölgesinde yaşamış. Buralarda, dağların yamaçlarındaki yüzlerce çay tarlasını gezmiş. Dağlık bölgelerde çayın pişirilme şekilleri, damak lezzetleri ve yörelere özgü çay malzemeleri üzerine araştırmalar yapmış. En çok sevdiği bölge ise Himalaya dağlarının yamaçları veya yüksekçe bölümlerde bulunan köyler. Himalayaların iç bölgelerine girmeye başladığınızda, artık bildiğiniz dünyadan  tamamen kopar ve izole olursunuz. Tarihi atlı çay yolunu yeniden kaşfedebilmek için, Fuchs yaklaşık 6.000 km.lik bir yolu katetmiş. 33 günü sadece yürüyerek geçen bu yolculukta, arkadaşları ile birlikte, kaya çöllerini, bazı yağmur ormanlarını ve çok tehlikeli dağ geçitlerini aşmak zorunda kalmışlar. Elbette ki, yolculuğun en zor   bölümlerini, Himalayalar'ın yüksek bölgeleri oluşturmakta. Jeff, Himalayalar'a olan tutkusunu şöyle anlatıyor: "Himalayaların iç bölgelerine girmeye başladığınızda, artık bildiğiniz dünyadan tamamen kopar ve izole olursunuz. Burda her şey sanki zamanın içinde donmuş gibidir. Sanki, başınızı çevirdiğinizde Çinli, Hintli tüccarların kervanlarını görecekmiş gibi olursunuz. Yaklaşık 6.000m metrelik bir yükselikte, soğuk hava ve özel atmosfer koşulları, buraya alışık olmayanları sarhoşa çevirir. Dağın zirvelerinden aşağıdaki karla kaplı alanlara baktığınzda binler Yak öküzünün, buraya özgü dağ keçilerinin ve koyunlarının akıp gittiğini görebilirsiniz. Burda, tabiatın bağrında, her tür medeniyetten kopuk köylüler, son derece zor şartlara rağmen birbirleri ile uyum içinde ve sağlıklıca yaşarlar.

 

Himalayalar'ın büyüsü

 

Bu insanları anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Onları bu tehlikelerle dolu dağlara ve böylesine bir yalnızlığa sığınmaya mecbur eden şey nedir ? Sanırım, buna Himalayalar'ın büyüsü diyebiliriz. Bunu anlayabilmeniz için, buraya gelmeniz, tüm anlatılanları yaşamanız gerekir ..."

Son yıllarda, insanların genetik haritalarını çıkarmak isteyen araştırmacılar da Himalayalar'ın yerli sakinlerine büyük ilgi göstermeye başlamışlar. Yüz hatları itibari ile bu insanların bazıları Orta-Asya kavimlerine, bazıları Hintlilere, Çinlilere benzemekte. Kökenleri ve gelişimleri hakkında çeşitli teoriler üretiliyor ve DNA çalışmaları yapılıyor.

Yörede yaşayabilmeniz için, ilk ihtiyacınız olan şey, sizi bıçak gibi  rüzgarlardan koruyacak olan sağlam bir giysi. Yöre giysileri Pashmina ismi verilen çok sağlam bir yün, yapağı ile üretiliyor ve dağlardan kentlere bir şeylere alıp satmaya inen göçer kabilelerden temin ediliyor. Göçerler ise bu yünü, evcilleştirip yetiştirdikleri keçilerden kırpıyorlar. Bu göçer insanlar, Himalayalar'ın 5 ila 6 bin metrelik rakımlarında yaşayabiliyorlar. Bu bölgeler, ilk bakışta sanki insansız gibi görünse de, aylarca yaşadıktan sonra buralarda Orta-Asya kabilelerinin, Tibet, Hint ve Çin kökenli toplulukların, hatta dünyanın çok uzak köşelerinden gelen müslüman tüccar ailelerin bulunduğunu farkediyorsunuz.

İkram edilen çayı asla geri çevirmeyin !

Burda en az bir düzine farklı kültüre ve dile sahip insanlar birbirleri ile anlaşıp ticaret yapabiliyorlar. Jeff'e, burda yaşamak isteyen bir insana neler öğütleyeceği sorulduğunda, biraz düşünüp cevaplıyor: "Cesur olun, risk almaktan korkmayın, çevrenizdeki her şeye dikkatle bakın ve size ikram edilen çayı asla geri çevirmeyin !"

Böylece, Himalayalardaki çay kültürüne geliyoruz. Bu bölgede, bazı çay türlerinin insana halüsinasyonlar gösterebilen narkotik etkiler var. O yüzden, hangi yaprakların hangi bitkiler ile karıştırılması gerektiği, bunların kullanım miktarı çok iyi bilinmeli. Eğer böyle bir bilginiz yoksa, çayınızı kendiniz hazırlamak yerine, en yakın kasabaya inerek Tayvan, Hind veya Çin yapımı hazır markalar alabilirsiniz. Hemen her fiyattan çay bulabilmek mümkün. Manastırlarda, özel toplantılarda kullanılan bazı çaylar, kan dolaşım sistemi üzerindeki etkilerinden dolayı çok pahalı olabiliyor.  Çay bir rahatlatıcı, sakinleştirici olarak görev yapmakta.Fakat, çoğu Yunnan veya Tayvan'dan gelen halk tipi çaylar makul fiyatlarla satılmakta. Zaten yöredeki bir dağ evine veya göçer çadırına ne zaman girseniz, demir bir çaydanlığı ateşin üzerinde kaynarken görebilirsiniz.

Bölgede, irili ufaklı yüzlerce Budist manastırı ve buralarda dinsel terapiler yapan rahipler, çömezler, üstatlar bulunmakta. Hem gündelik yaşantılarında, hem de bazı arınma törenlerinde çay bir rahatlatıcı, sakinleştirici olarak görev yapmakta. En iyi bilinen çay seremonilerinden biri Panden Lhamo çay seremonisi. Bu, kökleri nerdeyse 1000 yıl geriye giden ve büyük faydaları olduğuna inanılan bir gelenek. Manastırlarda, mabetlerde bu tören için ayrılan bir oda mevcut. Burda bir budist rahibi, bir meditasyon ustası veya bir azize görev yapabiliyor. İbadet etmek, arınmak isteyen bir kişi bu manastırlara yanında kendi çayını da getirip, törende kullanılmasını teklif edebilir. Tanrı'dan istenen şeye veya o günün tarihine bağlı olarak farklı uzunluklarda çay törenleri yapılmakta. Öncelikle, sunak taşı temizlenerek hazırlanması.

Çay töreninde ruhun arındırılması, maksimum dikkat ve yoğunlaşmanın sağlanması için sakinlik şarttır.

Törende kullanılacak olan mumlar, servis çanakları ve çay hazırlanması-sunumu için gereken diğer araç gereç de önceden temin edilmeli. Sunağın üzerine leğen biçiminde büyükçe bir servis çanağı konulup, bunun içinde çay fincanları sıralanır. Uygun görülen kısa bir dua (mantra) üç kere tekrar edilerek çaylar fincanlara dökülür ve servise hazır hale gelir. Mantralar çok kısa hecelerden oluşan, kafiyeli nakaratlardır. İnsanlar kelimelerin ne anlama geldiğini bilmeseler dahi, iyilik güçlerini harekete geçirmek için bunları aynen tekrarlarlar.

Eski bir gelenek olarak, tüketilen çaylar çöpe atılmıyor.

Çay töreninde ruhun arındırılması, maksimum dikkat ve yoğunlaşmanın sağlanması için sakinlik şarttır. Yerel dildeki mantralar okunduktan sonra, katılımcılar kendi dillerinde kısa bir dua edebilirler. Eski bir gelenek olarak, tüketilen çaylar çöpe atılmıyor. Bu çay artıkları dışarı çıkarılıp uygun bir yerde tabita geri iade ediliyor ve doğal gübreleme böylece sağlanmış oluyor.

Tibet'te hemen her ailenin evinde bu tuzlu çay sabahtan yatana kadar ocağın üzerinde fokurdar. Gelen misafirler eğer üç bardaktan az çay içerlerse ev sahibine saygısızlık etmiş sayılabilirler. Ulaşım ve nakliye şartlarının zorluğu sebebiyle Tibetliler çaylarını toptan alıp kurutulmuş briketler şeklinde saklıyorlar. Çay içileceği zaman ucundan bir parça koparılıyor ve saatlerce demlenmeye bırakılıyor. Sonra bu çay süzülüp içine yağ, süt ve tuz eklenebiliyor. İyice sallanıp karıştırıldıktan sonra servise hazır hale geliyor. Tibet çayına meraklı olanlar ama dağlara gitme imkanı olmayanlar için bu çayın hazır ürün olarak satın alınması mümkün. Her fincan için 1 birim "parça çay" yaklaşık 3 dakika sıcak suda demlenir, suyun üzerindeki     yapraklar alınır. Bir çay kaşığı tereyağı, biraz süt veya krema eklenir. Tuzlu çayı sevmeyenler bu şekilde içebilirler. Tıpkı pek çok çay türü gibi Tibet çaylarının da değişik bitkilerden yapılan türleri mevcuttur.

Elbetteki Himalaya dağları çay kültürü bir tek yazı ile anlatılamaz. Bu yalçın dağlar Pakistan, Hindistan, Çin, Nepal, Butan sınırları içine girer ve tüm bu bölgelerde farklı çay kültürüne rastlanabilir. Uçsuz bucaksız diyarlara ulaşan Himalayalar'da bir başka çay içme biçimi ise Tibetlilere ait. Buna "Tibet Po-Cha" çay seremonisi adı veriliyor.

Po-Cha, günümüzde aslında fazla dinsel özelliği kalmayan ve gündelik hayatta halkın yaşayışı ile birleşen bir çay içme şekli.  Bize çok tuhaf gelebilecek bu çay içme şeklinin, Tibetlilerin yaşadığı iklim ile yakın alakası var. Şehirden kopuk olarak sarp yamaçlarda yaşayan bazı Tibet köylüleri, insanı bir kaç dakikada dondurabilecek soğukla başetmek zorundalar.       

Tibetliler çayın içinde bölgeye has tereyağı katarak vücut ısılarını yüksek derecede       tutuyorlar ve bunun  sağlığa iyi geldiğini düşünüyorlar. Dünyadaki pek çok çay kültürü ile ters düşecek biçimde, Tibetliler çaylarına şeker değil tuz katıyorlar. Yağ ve tuz ile birleşen çay onların yorgunluğa, uyku ve uyuşukluğa, baş ağrılarına, baş dönmesine ve kramp ağrılarına karşı koymasını sağlıyor. Bu çok önemli, çünkü 4-5000 metrelik yüksekliklerde hareket eden köylüler için en ufak  bir uyuşma, uyku, adele tutulması ölüm anlamına                             gelebiliyor.

Yüzyıllar önce, Himalaya dağı çevresinde yaşayan insanlar, çay elde edebilmek için çok tehlikeli yolculuklara katlanıyorlardı. Tarihe "Asya Çay Yolu" olarak geçen güzergahta, çeşitli haydutlarla, doğal tehlikelerle ve vahşi hayvanlarla mücadele ederek Çin hanedanlarının yaşadığı topraklara ulaşmak zorundaydılar. Günümüzde, Himalaya dağı yamaçlarında yaşayan farklı kültürden insanlar, rahatlıkla istedikleri çayı                bulabilmekteler. Bazı kasabalarda artık geleneksel çay evleri yerlerini internet kafelere bırakmış durumda veya modern kafelere rastlayabilmek mümkün. Şehir ve kasabalarda yaşayanlar, geleneksel yağlı, tuzlu çay yerine bitkisel aromalı çayları tercih ediyorlar. Çin ve Hindistan sınırındakiler son derece zengin çay çeşitlerini bulabilirken, Nepal sınırı içinde yaşayanlar yine Nepal çiftliklerinde üretilen Darjeeling çaylarını kullanıyor. Nepal geleneksel çayı; yeşil çay, oolong çayı, beyaz çay ve el ile dürülen çaylar olmak üzere 4 kategoride toplanmış. Tüm modern çay ekme, toplama, kurutma, harmanlama ve üretme teknikleri kullanılıyor. 1800'lü yıllarda ise ülke Rana Hanedanı       yönetimindeydi ve büyük ölçüde dış dünyadan izole edilmişti. Ülkeye çay Çin imparatorunun Nepal başbakanı Bahadur Rana'ya verdiği çay demetleri ile girdi. Köylüler, zor yaşam şartlarından dolayı çay içim tekniğini kendilerine uyarlamış durumdalar.

Fakat çay endüstrisinde asıl büyüme 1863'te başlayan ve 20 yıl kadar süren Hindistan egemenliği zamanında sağlandı. Nepal'de Ilam  v Jhapa eyaletlerinde çay çiftlikleri kuran Hintliler, doğrudan Britanya şirketleri ile ortak çalışıyorlardı. Hindistan ve İngiliz hakimiyeti sonradan zayıfladı ama öğrenilen tekniklerle çay üretimine devam edildi.

Tarihçiler Himalaya'nın sarp ve yüksek bölgelerinde yaşayan köylülerin, şehirde deri, süt vs takası yaparken bu yolla çay edindiklerini düşünmekteler. Fakat köylüler, zor yaşam şartlarından dolayı çay içim tekniğini kendilerine uyarlamış durumdalar.

Nasıl gelmiş olursa olsun, çayın olağanüstü lezzeti, Himalayaların vahşi, doğal ve tehlikeli güzelliği ile tam bir uyum sağlamış durumda. Ekmek paralarını dağlaran koparan bu yiğit insanlara çay yarasın diyoruz.   

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık